9 Aralık 2010 Perşembe

divan edebiyatı

naçizane yorumumla divan edebiyatı: mesnevi'nin ilk 18 beyitinde temeli atılan, fuzuli'de form ve mahiyet anlamında zirvesini yaşayan, baki'de kemal devrinin çok önemli meyvelerini veren, şeyh galib'in eliyle dünyaya son mağrur ve müstağni bakışıyla görkemli bir veda eden, nedim'le aileden kalan mirasın manevi değeri ve yönünün varis tarafından yadsınıp cömertçe kullanılması halini yaşayan, ahmet haşim ve yahya kemal beyatlı ile de ağıtı yakılan, sezai karakoç'ta da özün başka ve yeni bir formda dirilişini bulan manzum sanatı.. hafız'ı da fahri kurucu sayabiliriz..

yarım kalmış bir roman: aydaki kadın

müellif öldüğünde müsvedde halinde ve yarım olan aydaki kadın, tanpınar'ın öğrencisi güler güven tarafından 4000 sayfa civarı müsvedde üzerinde çalışılarak tamamlanmıştır.. tanpınar'ı bilenler bilir eserlerini çok titiz, hatta takıntılı bir planlama, tadil ve tashih aşamasından sonra yayınlardı.. hatta yayınlandıktan sonra da değişiklikler yaptığı vakidir (bkz: huzur).. hal böyle iken "eserim" diyeceği roman üzerinde ne kadar fazla çalıştığı tahmin edilebilir.. tanpınar'ın bir değil birçok taslakla çalışması da güler güven için büyük bir handikap olmuş, zaten bu romanda geçen , "bu sefer de aynı hatayı yapmış, romana üç ayrı yerden başlamıştı. 'bu demektir ki hazır bir istihlakla işe girdim..' " cümleleriyle tanpınar da durumu açıklıyor..

önsözün sonunda güler güven şöyle yazmış: "romanın taslak sayısındaki farklılık yüzünden ve tek taslaklı bölümler iki ya da üç taslaklı bölümlere göre daha az işlenmiş olduğundan metnin bütününde olay örgüsü, kişi adları, dil vb. bakımlardan yer yer dengesizliklerin, tutarsızlıkların ve tekrarların görülmesi kaçınılmazdır. tanpınar yaşasaydı, romanın bu biçimiyle yayımlanmasına katlanamazdı sanırım. ama durum farklı. bizler bu yapıttan ya bütünüyle yoksun kalmak ya da bize kalanla yetinmek zorundayız. ve yine sanıyorum ki tanpınar bizim yerimizde olsaydı o da ikincisini seçerdi. yarım kalmışlığı içinde de olsa aydaki kadın'ın, tanpınar'ı sevenleri sevindireceğini düşünüyorum"

ve birkaç alıntı:

" ...yalnız büyükbabam rüyalarını söylemezdi. geçmiş zaman rüya görmez, sadece hatırlar. büyükbabam hatırlardı. o bir kere ve tam rüya görmüştü."

" marie beyoğlu'ydu. çalışkan, başka türlü yapamadığı için eğlenmeye hazır ve her türlü dostluğa hiç kaynaşmaksızın amade, kimim düşüncesinin üstünde ve ten hazlarının ötesinde her şeye kayıtsız yarı kanser, yarı sömürücü hayatıyla beyoğlu. küçük atölyeler, acayip randevu evleri, daha acayip aşk tellalları, sonu olmayan evlenmeler, bir ucu mahkemelerde öbür ucu sonsuz anlaşamamazlıklarda ve cinayetlerde, intihara çok benzeyen istifalarda biten muaşakalar, ezanla çan sesinin birbirini karşıladığı sabah ve akşamlar, iç içe hurafeler, birkaç dilde teşekkür ve küfür, bir dilden öbür dile aktarılmış şakalar, her cinsten kalabalığın doldurduğu falcı odaları, hülasa insiyaklarımızın olduğu kadar hayatımızdaki karışıklığın da bir ahtapot gibi sayısız kollu mezbelesi."

" yalnızlığın terbiyesini almış kendi kendisine konuşmağa alışmış insanlar gibi parça parça, bağlantısız konuşuyordu."

" selim bu hikayeyi çok iyi hatırlıyordu. satılık beş at vardı ikisi doru, ikisi al, biri siyahtı. dorular çift alıştıkları için imkansızdı. fakat bütün ev halkı onları sevmişti. hatta paşa sırf bunun için bir ara arabayı değiştirmeyi bile düşünmüştü. yalnız nevzat siyahı beğenmişti.'siyah güneşe benziyor' demişti. sonra gözlerini açarak 'hiç siyah güneş olur mu?' diye sormuştu."

"...'ama o da bir şey değil mi selim beyefendi? bozmak da bir şey...'
doğru ali efendi! o da bir şey. fakat her zaman süleyman'ın yaptıkları gibi hoş olmuyor. o da bir şey ama, bazen senin kanserin gibisi de oluyor her şey daima iyidir ali efendi, her şey... yalnız hastalık ve ölüm fenadır. tekrar içi burkuldu. kendi memleketinde çam ve katran kokuları içinde , etrafına çocukların, torunların, ne kadar iyi ve rahattın ali efendi. kulağının arkasında mezuran, küçük, zayıf, sade iyilik ve emniyet, sade çalışma, ta tepedeki evinin gölgesindeelinde keserin gemisini yapan bir nuh gibiydin. zavallı nevzat, zavallı ali efendi..."

"bizim için aşktan başka bir şey yok mu acaba?aşk veya politika yahut para dalaveresi veya sıkıntısı. hayat hakikaten birkaç madde etrafında dönüyor. aslında hayat zannettiğimizden fakir. hayır, musiki gibi, yedi notanın etrafında ve namütenahi... ölümle mezc edildiği için."

1 Aralık 2010 Çarşamba

lütfi fikri

lütfi fikri bey.. her devrin muhalifi.. paris'te hukuk eğitimi.. ikinci abdülhamid devrinde yazarlık ve getirisi: hapis.. ardından kaymakamlık ve memurluktan duyulan ülfet.. mısır'da inziva.. ikinci meşrutiyet'ten sonra ittihad terakki listesinden girdiği mecliste ittihad terakki'ye olan muhalefetinden dolayı geçen zor yıllar.. sopalı seçimlerden sonra istanbul'da inziva.. ''müceddidin fırkası'' denemesi ve başarısızlığı.. avrupa'da inziva.. son meclis seçimlerinde ''milli ahrar partisi'' bünyesinde bağımsız adaylık, fakat ittihad terakki'nin ikinci seçmenlerince seçildiğini öğrendiğinde anında istifa.. sabah gazetesi'nde yazarlık ve ''müsalemat ittifakı'' derneğini kurarak istanbul'dan kuvay-ı milliye'ye destek.. istiklal mahkelerinde yargılanma, ceza, af, baronun dağıtılması, tekrar kurma mücaddelesi ve son inziva..ardından paris'te vefat.. 1952'ye kadar paris'te olan mezarı, o tarihte istanbul'a nakledilmiştir..

bir yıl içinde ''tanzimat'' , ''zühre'', ''merih'', ''ıslahat'', ''meşrik'', ''tesirat'', ''takdirat'' , ''teminat'', ''tesisat'' ve ''teşkilat'' gazetelerini çıkararak ittihad ve terakki hükümetiyle inatlaşmış, onlar kapattıkça o yenisini çıkarmış, kırılması güç bir rekora da imza atmıştır..

tea party movement

son haftalarda gündemden bir nebze düşse de tea party movement kriz döneminde tavan yapan popülist söylemin ilginç bir temayüz şekli oldu. esasında devlet kontrollü liberalizme karşılar ama bunu çok naif ve vulgar bir çerçevede değerlendirip künhüne vakıf olamıyorlar. zaten hareketin şu anki motivasyonunun büyük oranını obama döneminde ekonomik krizden kurtulmak için şirketlere devletin çeşitli şekillerde finansal kaynak aktarması, keynesci tarzda kamu harcamalarını artırarak isdihdam düğümünü çözmeye çalışması vs gibi politikaların güdük bir ekonomik çerçeveden bakılınca "israf" olduğu düşüncesi ve bu düşüncenin cumhuriyetçi parti ve efradınca uygulanan, muhafazakar çevreye duygusal bir retorikle gaz verme politikasıyla bir nevi şişşirilmesi oluşturuyor. bizdeki özelleştirme karşıtlarının ekonomi bilgisinini azlığı iğfal edilerek buna ikna edildiği gibi tea party'nin de vergileri azaltıcı vs ekonomik duruşu aşırı liberal olduklarından filan gelmiyor yani.

thomas friedman bu harekete sadece bir şeyleri "ısıttıkları" için "tea kettle party" diyor ve seçimlere belki etki edeceklerini ama bunun amerika'ya etki edecekleri anlamına gelmediğini söylüyor. katılmaktayım.

bir de paul krugman'dan alıntı yapalım: a note to tea party activists: this is not the movie you think it is. you probably imagine that you’re starring in 'the birth of a nation', but you’re actually just extras in a remake of 'citizen kane'.

insan insanın kurdudur

"insan insanın kurdudur." hobbes'un meşhur sözü. çok yakın zamana kadar bahsi geçen kurdun "meyve kurdu" gibi küçük kurtlardan olduğunu sanıp; fesatlık, birinin kuyusunu kazma, bir özne üzerinden kendi varlığını devam ettirecek tahakküm (ya da sömürü) sistematiği kurma gibi metaforik benzetmelerle bu düşüncemi telif ederdim. meğersem bildiğin "vahşi kurtmuş"... kurt köpeği tamlamasındaki kurt... wolf.