9 Ağustos 2011 Salı

Vakayınağme

Ramazan, Bu sene: Teşvikiye Camii'nde, en ön safta, takkeli-tesbihli bir Semih Kaplanoğlu gördüm. Onu uzaktan bağrıma bastım. Yakından basamadım. İkinci karşılaşmamız, ikidir bir tutukluk var bende. Heyecan, çekinme, bir şeyler.. Gerçi bu sefer ruhi durumumun çok saçmasapan olduğu bir andı. Ben de zaten bu saçmasapanlıktan dolayı ondan ve Leyla hanımdan dua istemeyi düşünüyordum bu ara. Maille rahatsızlık ederim diyordum, işte Allah böyle karşılaştırdı.


Semih bey beni, ben hiç beklemememe rağmen tanıdı, ama yine de ben çok çekingenim karşısında. Leyla hanımla çok daha aşinayız. Belki onun sıcaklığındandır, uzaktan gören ahbabız sanar.



Daha bu karşılaşmanın gecesi ikisine de söyleyecek bir sürü şey gelmişti aklıma. O kadar çok ki. Ama karşılaşınca konuşamadık, yani konuşamadım. Arada konuştuğumda da saçmaladım.



Dua istedim.




Bunları buraya bu garip üslupla bana yazdıranın elbet bir bildiği vardır ki yazdım.



Hadi bu iki muhterem kişinin eserlerine atıflar yapan bir cümleyle bitireyim: Bahçemiz dehşetli bir ateşin gazabıyla yanarken, bir şölen sofrasından artakalan neşveleriyle, gönlümüze şükrün ve dünyada bir sevgili gibi yaşamak tecrübesinin mayasını katan böyle müstesna insanlarla yaşadığımız o "kısa da olsa uzun" karşılaşmalara, hava kadar, su kadar, yumurta kadar, süt kadar, bal kadar, durup göğe bakmak kadar, bir kuşa hal hatır sormak kadar muhtacız; çünkü herkes kendi evinde, hayatımıza bir meleğin düşüşünün şaşkınlığıyla lal olmuşken, bizi başkası olduğumuz yere vasıl edecek olanlar şüphesiz ki tertemiz dualar ve yağmura durmuş rüyalardır.


Seni Seviyorum Ama Bir Orman Gibi Kardeşçesine

Günaydın.
Ben bir kere çok kötü oldum.
Sonra çok kötü ben oldum.
Sonra bir gün
aniden çıkan bahar yağmuru gibi
bir güneş doğdu geceme.
Bana sorsan mavidir
ama belki de çikolata tadında.
İşte böyle bir yaz ormanında:
nasılsınız bir kuş?