25 Eylül 2011 Pazar

Hızırla 10 Dakika

"el uzatmaya değer
soluk alır bir nesne bulamadım
bir gün daha öldü"

İşte geldim, intiharın eşiğindeyim, ey Hazreti Hızır! Dediler ki seni burada bulur muşum, bulsam bulsam. Burası dışında hep sen bulurmuşsun.

İşte geldim, burdayım. Ya aç kapıyı beni içeri al, ya çık gel bizi yeni vakitlere çıkar, ya Musa'yı (a.s.) çıkardığın gibi uzunca bir yolculuğa çıkar -haşa Musa değilim! Musa'nın o zaman mahrum olduğu hikmetten şimdi ben de mahrumum-, ya kerametinle -bilirim muhtaçlara himmetini sunarsın- bir kuş eyle de vursunlar beni bir kuş yerine, balık oluban çıkam aradan, ya beni kapıdan içeri almadan öldür, ya götür bırak dağlara kurt yesin beni, ya da kır beni firuze taşlarıyla! Ama bu eşikte böylece bekletme beni. Bu bekleyiş, bu sınırda durma, bu izin bekleme, bu bütün oklara çaresiz maruz kalma, bu okların ucundaki zehirler, bu zehirlerin öldürmemesi, süründürmesi, bu sürünmelerin bile bir gün özlenmesi, bu beynin buharlaşması, midenin yanmaktan-bulanmaktan feveranı, bu belin ruhun ve gamın ağırlığı altında ezilmesi, bu böbreğin ben üzülmeyeyim diye sadece mutlu olduğum zamanlarda ağrıması, geri kalan zamanlarda yük olmamak için kendini tutması, bu kalbin üstünde tüten acı duman, bu her hafta ziyaret eden saralı saatler... Bunlar bende dayanacak hal de öz de bırakmadı, mektuba yazacak dilime alacak söz bırakmadı. Gerçi mektup mu bıraktı bu obur dünya desene.

Hızır! Bana merhamet et, gayrı bitsin bu sancılı nöbet. Susmanın kalesi harab, ağlamanın tesellisi bitab düştü. Nefes alamıyorum Hızır! Her gün bin kez ölüyorum ama bir kere şu kapının arkasını görmüyorum. Beni sıkıştığım ölüm mengenesinden kurtar, ölümü bir kepenek gibi ört üzerime, giydir tenime.

Kafamdaki bu sonsuz cinnete kafamı kopararak olsun bir son ver. Hızır bu boğaya bir çıkış göster. Balta olsun, bıçak olsun, satır olsun... Ne olur bir çıkış göster.

Uçurumun kenarındayım Hızır! Bana izin ver, icazet ver. Atlayayım!

"giydiklerin öyle ölümsüz büzülmüş ki
seni bir bardakta kaynayan
abıhayat sandım
elim uzandığı yerde kaldı"



22 Eylül 2011 Perşembe

İktibas

Taş mısın, a canan, duvar mısın
Ağlasam rutubet yapar mısın - İbrahim Lebief

Duyuru

Arkadaşım Özgür Güney'in fikri ile Leyla ile Mecnun'daki göndermelerden gözümüze takılanları yayınlayacağımız bir blog açmaya karar verdik. Allah rızası, kul duası için. Az önce birinci bölüm göndermeleri yayına girdi. Bu vesileyle buradan da duyurmak istedim bu yeni blogu. Hayırlı mı olsun ki?