25 Kasım 2011 Cuma

"Düz Adam" Adayı Talha-5

Annesini teyzesine şikayet ediyor.

- Of ya! Annem "çitos"u da yasakladı. Kaç gündür yiyemiyorum zaten!
- Annen, iyi bir şey olmadığı için yasaklamıştır..
- Ama hep bakkalın önünden geçerken görüyorum, özeniyorum, biliyor musun sen? (Orjinali tabi ki: "biliyon mu sen", içinizden seslendirirken konuşmaları böyle yuvarlamalı seslendirin! Gerçi içinizden seslendirerek okumayın, okuma hızınızı yavaşlatır! Yazarınızın altın değerinde öğütleri ile beraber parantez de kapanıyor.) Ya gözüm şişerse?!
- Gözün şişerse alırız.
- Ben gidemem ki. Nasıl alacağız?
- Ben alırım.
- Benim istediklerimden olsun ama.. böyle üçgenli...
- Doritos mu?
- Hee evet.
-Tamam.

O şimdi uçarı bir sabırla gözünün şişmesini bekliyor.

İktibas

"Al bu elmayı Nezahat" diyebilirdim, "sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım beni Nezahat ile evlendir.' Sülüs yazarım, kufi yazarım, latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustamı öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var." - İlhami Algör, Albayım Beni Nezahat ile Evlendir, (Arka kapak yazısı)

18 Kasım 2011 Cuma

..

Bir gün daha ölmedim.

Sarı, sapsarıydı gökyüzüm. Gözlerimdi, varlardı, hiç unutmuyorum. Sabahları metrolarda, akşamları sokaklarda bir şey avlardım. Gözlerimdi, kargılandı bilirim. Ava giden cahil ırmak avlandım.

Nedendi, neredendi, bilinmez.. "kader böyle imiş" diye çığıran bir ses duyarım. Gözlerimmiş beni bu yerlere götüren. Bahçeleri, rüzgarları, ellerimi yuğarım. Ben bu türküyü bir yerlerden her gün ölürüm. Kader böyle imiş yürek dayanmaz/ kara yazı, kara defter, kör bıçak/ zemherim ellerinle ömrüm yaz/ kara yazı, kara defter, kör bıçak.

Kaç nehirden su içerdim genc iken. Harelendi testim, kırıldı ağzım. Ağaçlardır, hışırdarlar, sorulmaz. Ben ömrü, uykularda gül sandım. Ağaçlardır, yılanlarla dostdurlar. Uykularda ben yılanı kıskandım. Korkulardır, geceyedir, gül susmaz. Boğazıma düğümlenir her yılan.

Şimdi, sorulur mu, kimedir bu imtihan. İmtihandır, çöl içredir, genişler. Kaçılır mı fırtınadan, yürürken. Delinir mi çöl, akşamları içerek, içerek, içerek.

Uçurumdur, sıladır da kimine. Nefes ile nefesi takas edersin, içinden geçerek. Ayakların bu toprağa az bassın. Düşe yazsın, ellerini bir melek. Uçurumdur, haber taşır Allah'a. Bu kulundur, vallahi de billahi de ölmeli. Kayalardan yankılanır ölümün, kırılınca dökülür de zehirin. Sen bu ömre kaç kelime sığdırdın, kaç kederden geçtin saymadın mı hiç.

Sana bir soru sorulmayınca, sen hangi cevapları bıçaklayamazsın. Mevsimleri koyacağın çeyizi, şimdi yakmak nasıl dağlar gönlünü. Ay dolanır, gün belenir, kuş gider. Ben burada. Kim sesimi elleriyle duyacak.

Ormanlardır, sükunludur sesleri. Gömülürüm bir çamın pençesine. Duvarlara uzak olsun mezarım. Kaz mezarcı arşın arşın ömrüm kaz. Kader böyle imiş yürek dayanmaz. Dünya denen kahpe, gariplerin ahıyla her gün böyle dolanır. Aç defteri, büyük harfle borcun yaz. Belki bir gün ruz-i ceza gelince. Gariplerin ülkesinde terazi. Olmaz deme kader dedim pas tutmaz. Divandır, kurulunca ah kalmaz. Yalan değil, garip sözü hiç yanmaz.

Ve bir gün daha soldum.





14 Kasım 2011 Pazartesi

"Düz Adam" Adayı Talha-4

Talha ile teyzesi yürüyor. Talha teyzesine soruyor, Talha bu sorar ya (Barış Manço tadı yakalamaya çalıştım, ama beceremedim itiraf ediyorum.) :

- N'apıyorsun?
- Ellerim üşüyor da.. Isınsın diye üflüyorum.
- E benim gibi ellerimi cebine soksana.
- Çarşafımın cebi yok.
- Oh bee! İyi ki kadın olmamışım.

"Düz Adam" Adayı Talha-3

Annesi Talha'ya artık doğum günü kutlaması yapmayacağını, çünkü şımardığını, hediyeleri beğenmediğini vs. söylüyor. Talha durur mu, yapıştırıyor cevabı:

- O zaman ben 9 yaşıma nasıl gireceğim?!

"Düz Adam" Adayı Talha-2

Talha'nın kardeşi ve yine bebek olan kuzeni ile "hebele-hübele-bojigojilojolooo" tarzında oynarken, eşek kadar çocuk Talha da oyuna salata olmak istiyor, engelleyemiyorum. Güzelce konuşmaya karar veriyorum ve İstanbul Türkçesi ile şu cümleleri söylüyorum:

- Talhacığım, onlar küçük olduğu için onlarla bu oyunu oynuyorum, bu sana göre değil. Çünkü sen büyük bir çocuksun. Seninle büyük çocukların oynayacağı oyunlar oynayacağız ve daha olgun bir iletişimde bulunacağız.
- Hee, saklambaç filan gibi mi?!
- Evet Talha, saklambaç filan gibi..

"Düz Adam" Adayı Talha-1

Talha tuvalete gidecek, ama kemerini bir türlü açamıyor ve babasından yardım isterken bezgince şöyle diyor:

- Keşke kemer diye bir şey olmasaydı!

Birazcık duraklamadan sonra da ekliyor:

- Bir de, okul diye bir şey olmasaydı!

1 Kasım 2011 Salı

İktibas

"Delirmek, bir merhamete sığınmak, bulmak ve bulduğu noktada susmakmış aslında(...)"