27 Aralık 2011 Salı

Settle Down Sayıklamalarda

Bir kuş gibi içtim karanlıkları

Sarı sevdalardan geçtim
mayınlı beyinlerden

Kor gibi tuttum aklımda
susmaklarını

Islandım saçlarına düşen
aylarla, rüzgarlarla

Med-cezirlerle bir uzun med oldum
Bir kısa şed oldum kendi üstüme

Duraksadım, dur aksadım, du raks adım
Ben böyle böyle bozdum kafayı

Takip ettim içimdeki ceylanları
Onlara görünmeden yürüdüm ormanlarımda
Gözlerine bakmadım
Şakaklarıma

Ateş yaktım ortasında eynimin
Ormandır, aydır, gecedir
Ağlamaklar hep sahipsiz birer hecedir

Ateş içre göz vardır
Ceylanlardan yana bir göz
-Köz, söz, öz-

Dağdağa ve yılan
Sokulan, kıyısına dostluğun
Boğazına yuva kuran
İşte bu yılan -yıllan, yalan-

Bu kaçıncı doğrultulan silahın
Patlayışı bir odadan içeri

Sakla içine doğru, sakla
İçinde hep bir yerler vardır
Hep içinde, hep kapalı kapılar ardında
-İçinde kapalı kapılar vardır-
Ağla, ağla ve ne olur ağla!

Bir nehir içersen uykularda
Ya da sonbaharda, ilkbaharda, yetmiş baharda
Kavgalarda, rayihalarda, lakerda

Uç beylerine haber sal!
Düşmana değmesin gözleri-miz
Tevil götürsün ama yalan götürmesin
elçilerimiz

Ekmek desin, su desin
Değirmen demesin ellerimiz.
Sadece bazı ellerimiz.
Geri kalanlar değirmen diyebilir
Buna izin veriyoruz
Siz bu özgürlükleri istismar etmezseniz
Biz ohooo, size hep böyle yardımcı oluruz.

Neden? Veya neyden?
Zehirlendik de
Sürünüyoruz böyle
Zigzaglarla, gece yarılarıyla
ölümün yollarında
Biliyor musun bunu sen ey Yunus?

Cevabını duydum ama buraya
yazmıyorum
Merak etsin dursunlar
Temel ile Dursunlar
Ahmet Dursunlar
İlhan gitsinler

Ben bu şiiri siliyorum
Bütün mısralar, kelimeler, harfler, cinler
çağrışımlar, göndermeler,
saçmalamalar, saçmalamamalar,
saç malanmaz taranırlar
hepiniz gidin!
Defolun! Hatta def olun!
Sizinle çalacağım deli şarkıları var!

İlk mısra sen kal
Seninle konuşacaklarımız var.


19 Aralık 2011 Pazartesi

İktibas

Daha tek saçı ağarmadan vefat eden Şeyh Galib ve İlhami Çiçek*'in de ruhlarına Fatiha diyerekten:

"(...) bir kriz esnasında kafasını parçalayarak…"

http://www.derindusunce.org/2011/12/19/gok-ekini-bicer-gibi/

* İlhami Çiçek'in şiirleri ve biyografisini içerek kitap Göğekin ismiyle yayınlanmıştı.



5 Aralık 2011 Pazartesi

İktibas

Daha önceden okuyup-dinleyip etkilendiğim, aklımın ve kalbimin köşelerinde gezinen şiirler-yazılar-sözler-türküler-şarkılar-ayetler vesaire bir de tam yerine rast getirip, en göçürücü zaman-mekan-ruh hali-yüzedüran düşünceler-ona uygun renkli ağlamalar koordinasyon ve senkronizasyonunu bulup bir dahi vurunca suratıma-kalbime-beynime-eynime-ruhuma-vesaire (bu vesaireler hep bir daha açılmayacak bir saklama sandığı işlevi mi görecek hüzünler-hatıralar için), o vakit lal olup kalmak bin anlamlı bir beyit gibi dikiliyor karşıma.

Açıklamadan bir şey anladıysanız eğer, şu aşağıdaki de işte öyle bir vuruşla geldi:
(...)
Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
ipte boynum,ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.

Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar
çocuklarda.

İsmet Özel-Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü

Bir şehir ki elleri derindir,(Kafiye olsun diye değil) suları serin

"Nasihat gevezeliği var biraz İstanbul’da

Bursa senin seviyene iner

1326’daki gençtir hala

Öyle muhatab olur seninle

Muayyen bir zaman diliminin karakterini taşır

Fetih sonrası neşvesi sinmiştir ve gitmemiştir bir yere


Bursa her yağmurda arınır tekrar

Lodosta saçını rüzgara salmanın haşarı özgürlüğünü yaşar

Beyaz ona çok yakışır

dedirtmek için beyaz giyer bazıları

Bursa her an ağlayacakmış gibi nemli bir havayla

mahzun ama müstağni

herşeye rağmen yaşamaya teşne

bir gülüşle

suratına samimiliğinden başka hiçbir şeyi seçilmeyen karışık bir duruş kondurarak

bekler limanlarda

gelmesi mukadder olan yolcularını" - Bir sohbetten artakalmış, ama hangisinden belli değil.

Henry Ford Denen Herifin Güzeran-ı Sergüzeşti-Chapter 1

Henry Ford, o akşam kurşuni göğün altında kalbine büyük gelen vucüdunu, çoktandır geçmediği bu izbe sokaktan sürüklercesine geçirirken bir şeyi farketti.. umarsızca.

Çoktandır beyninin bir yerinde ama neresinde olduğunu kestiremediği tahtakurusu sesiyle ilerleyen şüpheleri işte bu akşam kendini gösterecekti galiba. O sırada içinden intihar etmek geldi. Geldi ama gitmedi; öylece kaldı. Bu intihar düşüncesi ile beraber yaşamak fikri çok makul gelse de mert adamdır Ford, “bir kere gelen misafirin isteğini yapmak icap eder” dedi ve intihar etmeye karar verdi. Bir trenin altına atacaktı kendini, ama tren istasyonu kilometrelerce uzaktaydı. Shitti, damndı, kahrolasıydı, umarsızdı. Dedi ki içinden “Keşke şehirlerde herkesin kendine ait trenleri olsa.”. Sonra, “Olm malım galiba lan ben!” dedi. Kendisine “olm” diye hitab ederdi rahmetli (kahramanımızın nasıl öldüğünü ileriki chapterlarda anlatacağız). Bu tren fikrinin saçmasalak olduğunu saniyesinde idrak etmişti ama “Bi dakka lan!” dedi, evet böyle ünlem içeren ifadeleri hep türkçe söylerdi. Az önceki tren fikri saçma olsa da az sonraki araba fikri çok mantıklı olablilirdi ve tren fikri araba fikrine kapı açabilirdi.