23 Mayıs 2012 Çarşamba

Her Devrin Muhalifi: Lütfi Fikri Bey



Giriş

Osmanlı Devleti tarihi incelenirken Tanzimat Fermanı’na büyük önem atfedilir. Zira Tanzimat tarih, siyaset, toplumsal yapı, edebiyat, müzik, mimari, plastik sanatlar gibi birçok alanda etkilere sebep olan bir kırılma noktasıdır. Bu tarihten sonra incelenen her olayın, mefhumun, fikri hareketlerin vs. Tanzimat’tan gelen bir kökü, bir arazı olduğu hep tahayyül ve tevehhüm edilmiştir. Bu zanlar kimi zaman abartı arz etse de, genel olarak doğruluk payı da yüksek olan zanlardır. Bu bağlamda, ben de Lütfi Fikri Bey’in hayatını incelemeye girişmeden önce, muhtasar bir şekilde, Tanzimat’tan 2. Meşrutiyet’e doğru bir hızlı yolculuk yapmak istiyorum.


Tanzimat Fermanı ardından teknik alanda daha önce başlayan Batılılaşma hareketleri artık çok daha şümullü bir hale gelmiş oluyor ve ülke yoğun bir Batılılaşma devresine artık tamamen girmiş oluyordu. Her siyasi, sosyal, hukuki kurum bu değişim rüzgârından etkileniyor, ülkedeki her sütunun temeli heyecanlı etütlere maruz kalıyordu. Teknik, müzik, mimari gibi bazı alanlardaki üstünlüğü kabul edilip, rahle-i tedrisine oturulan Batı ile artık çok yönlü ve hakiki bir karşılaşmaya gidiliyor, onun etkileri daha da nüfuzlu oluyordu.


Tanzimat sonrası yıllarda oluşmaya başlayan siyasi hareketler, genel olarak Fransa’ya okumaya gönderilen gençlerle ülkeye giren, Fransız Devrimi ve Aydınlanma ideali çerçevesinde şekillenen som Batılılaşmacı bir yapı arz ediyordu. Daha sonra Devlet içinde Mithat Paşa gibi bürokratlar ile de teşrik-i mesai eden bu gençlerden müteşekkil hareket, 1. Meşrutiyet’i ilan ettirmeyi başarıyor, fakat bu sefer de patlayan 93 Harbi’ni bahane ederek meclisi fesh eden 2. Abdülhamit’e tosluyordu. Daha sonra siyasi hareket İttihad-ı Osmani oluyor, çeşitli muhalefet merkezi şehirlerde neşir faaliyetlerine devam ediyordu.  Ardından Paris’te toplanan örgüt, İttihad ve Terakki adını alıyor, Türk siyasi tarihindeki en önemli fenomenlerden biri olmaya doğru evriliyordu. Neşir faaliyetlerine çeteleşme faaliyetleri de ekleniyor, özellikle ordu mahfelerinde yer altı silahlı örgütlenme sağlanıyordu(1-S.30-50).


İttihad ve Terakki Cemiyeti faaliyetlerinde başarılı oluyor, 2. Meşrutiyet’i ilan ettiriyordu. Bu başarısı ona, meşrutiyetin banisi olma imajını kazandırıyordu. Ardından gelen 31 Mart Vakası, Bab-ı Ali Baskını, Sopalı Seçimler gibi kritik dönemler ile birlikte iktidarı pekişiyor ve çok daha otoriter bir yapıya evriliyordu. Balkan Savaşları ve Trablusgarp ile gelen yenilgiler büyük felaketi haber veriyor ama Cemiyet bunu görmüyor, 1. Dünya savaşı fiilen hem Osmanlı’nın hem de İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin sonu oluyordu(1-S.30-50).


Kısa bir şekilde özetini verdiğimiz bu süreç Türk siyasi tarihinin en önemli süreçlerinden biri olmak ile beraber, özellikle meşrutiyet öncesi dönemden 1. Dünya Savaşı başına kadar süren 10 yıldan bile kısa süre de Türk siyasi tarihinin hayli yüksek konsantrasyonda bir numune-i timsali olarak adlandırılmayı hak edecek bir halde cereyan ediyordu. Bu dönem son yıllarda Türk tarihçiliğinde hak ettiği yeri biraz olsun bulmaya başlasa da, bu dönemin önemli siyasi figürlerinden birçoğunun hayatı ve fikirleri bugün maalesef bilgi alanımızda değil. Bu dönemin en meşhur ve etkin kişilikleri bile, zamanın üzerlerinde biriktirdiği kalın toz tabakasının altında kaldılar.


Lütfi Fikri Bey, gerek 2. Meşrutiyet döneminin en önemli siyasi figürlerinden ve gazetecilerinden olması, gerek ise temsil ettiği siyasi ekol itibariyle Türkiye için nadir görülen bir damardan beslenen, fazlasıyla nadir siyasetçilerden olması hasebiyle, anlamaya en muhtaç olduğumuz siyasi figürlerden biridir. O çok iyi bir hukukçu, idealist ve zamanının epey ötesinde bir siyasetçi, azimli, inatçı ve dürüst bir gazetecidir. Aktif siyaset ve gazetecilik yaptığı dönemde fikirlerine katılsın katılmasın, dostu olsun düşmanı olsun, birçok kişi tarafından çeşitli özellikleri takdir edilmiştir. Muhalif tavrı zorlu bir hayat yaşamasına sebep olmuş, ama o bu tavrından hiç uzaklaşmamış, muhalefet için değil hakikat için muhalefet yapmıştır. Türk siyasi tarihinde hala bir kurum olarak yerleşmediğini düşündüğüm muhalefet kurumu, belki de Lütfi Fikri Bey’in görüş ve faaliyetleri incelenerek bir nebze olsun geliştirilebilir diye düşünüyorum.


Yaşadığı zamanda ünü ve etkisi epey geniş olan Lütfi Fikri Bey’in akademik ve fikri camia tarafından unutulmasını böyle özgün figürleri az gören bir ülkede yaşadığımız için üzüntüyle karşılıyorum. Bundan dolayı, onun hayatı, siyasi mücadelesi ve gazetecilik faaliyetlerini anlamaya çalışan bu metni hazırlayarak, Lütfi Fikri müktesebatına mütevazı bir katkı yapmayı umuyorum.

 

Müktesebat


Lütfi Fikri Bey hakkında basılmış kitap sayısı, biri 2 ciltlik olmak üzere, sadece 4 tanedir. İlk kitap, 1992’de basılan iki ciltlik “Hilafetin Kaldırılması Sürecinde Cumhuriyetin İlanı ve Lütfi Fikri Davası”  kitabıdır. Bu kitabın yazarı Murat Çulcu olup, açıkçası kaliteli bir tarih çalışması değildir. Bu kitabın eleştirisi metnin konusunun dışında olduğu için eleştiriye girmiyoruz. Her şeye rağmen, Lütfi Fikri hakkında çok az kitap olması, bu kitabın da okunup değerlendirilmesini gerekli kıldı. Diğer kitap Lütfi Fikri Bey’in günlüğü olup, baskısı bittiği için bu kitaba ulaşamadım. “Lütfi Fikri Bey’in Günlüğü: Daima Muhalefet” ismiyle Arma Yayınları’nın bastığı kitabı yayına Yücel Demirel hazırlamış. Doksanlı yıllarda basılan bu iki kitaptan sonra, doktora çalışmaları olan iki kitap geliyor. İlki kitabın yazarı Murat Kurt’un doktora çalışması olan “Lütfi Fikri Bey’in Siyasi Mücadelesi Yahut Tek Başına Muhalefet” isimli kitap olup, Lütfi Fikri Bey hakkında geniş bir araştırmadan oluşan bir kitaptır. Diğeri ise Ahmet Ali Gazel’in Lütfi Fikri Bey’in Tanzimat serisini incelediği, fakat hem Lütfi Fikri hakkında, hem de dönemin gazetecilik ve siyaset ortamı hakkında derinlemesine bilgiler içeren fazlasıyla doyurucu bir kaynaktır.


Hakkında yazılan kitaplar bu kadar az olan Lütfi Fikri hakkında doyurucu süreli yayın metinleri de neredeyse yok denecek kadar azdır. Bunlardan Tarık Zafer Tunaya’nın 18 Haziran 1950 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınladığı “Muhalefet Tarihinin Ünlü Siması: Lütfi Fikri Bey” isimli makalesi bir istisna teşkil etmektedir(1.S-76).

 

Hayatı


Lütfi Fikri Bey 1872 yılında Gümüşhane’de doğmuştur. Resmi kayıtlarda doğum yeri İstanbul olarak geçmektedir (1.S-70). Ayrıca İstiklal Mahkemelerinde yargılandığı sırada doğum yeri sorulduğunda “İstanbul” cevabını vermiştir(4-S.167). Babası Kosova ve Elazığ Valiliklerinde bulunmuş olan Hüseyin Fikri Paşa’dır(1.S-70). Ailenin bölgedeki ağırlığı, Lütfi Fikri’nin Dersim’den esasen bölge halkı tarafından şahsen tanınmadan mebus seçilmesi (2-S.246), akrabalarından kaymakamlar olması (2-S.253), kardeşinin rüşdiye komutanı olması (2-S.253) ve daha sonradan yeğeninin TBMM’de milletvekili olmasından anlaşılabilir.  Asıl adı Ömer Lütfi olmasına rağmen, neredeyse her zaman Lütfi Fikri ismini ve imzasını kullanmıştır (1-S.70).


Lütfi Fikri Bey, Mülkiye’nin İdadi kısmında liseyi ve daha sonra 1890’da yüksek kısmını tamamladı. Aynı yıl Paris’e Hukuk eğitimi için gitti ve Paris Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğu 1984 yılında İstanbul’a döndü (1-S.70-71). O sıralarda meşrutiyetçi ve hürriyetçi muhalif kanadın önemli mecmualarından olan Maarif’te yazılar yazmaya başladı. 1895’yılında Mısır’da çıkan Mizan gazetesinde yazmayı teklif ettiği gerekçesiyle 14 ay hapse mahkum edildi. Cezası bittikten sonra kontrol altında tutulmak için 2 yıl içerisinde Isparta Sancağı Tahrirat Müdürlüğü’ne, ardından Niğde Sancağı Tahrirat Müdürlüğü’ne, daha sonra Konya Meclisi İdare kalemliğine ve son olarak da Bor Kaymakamlığı’na tayin edildi. Buradaki görevinden sonra, Erzurum’un Tortum ilçesine yine kaymakam olarak atandı. Burada 6 ay görev yaptıktan sonra, 1901 yılında Rusya’ya kaçtı. Rusya tarafından yakalandı ve iade edilmek üzere Batum’a sevkedildi. Türkiye’ye yola çıkılacağı gün şiddetli bir lodos esmesi üzerine yolculuk ertelendi. Daha sonra ise, kendisinin Paris’ten bir hocası vasıtasıyla iade edilmekten kurtuldu (2-S.10-11).


Rusya’dan Almanya’ya geçen Lütfi Fikri, Avrupa hayatında maddi zorluklarla karşılaşmış ve geri dönmek için bir dizi müracatta bulunmuştur. Fakat geri dönmesine izin verilmeyince 1904 yılında Mısır’ın Kahire şehrine gitmiştir. Burada 2. Meşrutiyet’in ilanına kadar avukatlık yapmış ve bazı tiyatro eserleri ve risaleler yazmıştır (2-S.11-12).


Meşrutiyet döneminde yurda dönen Lütfi Fikri Bey Dersim’den mebus seçilmiştir. Bu dönemde, muhalif duruşu ve defalarca kapatılmasına rağmen başka bir isimle yayına devam etmesi ile ünlü Tanzimat Gazetesi serisini çıkarmaya başlamıştır.  Yine bu dönemde Mekteb-i Mülkiye’de hocalık yapmıştır. Avukatlık mesleğine de devam etmiştir (1-S.72-76).


Sopalı seçimlerin ardından, otoriter tavrını iyice katmerlendiren ve muhalefete nefes aldırmayan İttihad Terakki çevresi, meclis dışında kalmış, gazetecilik yapma imkanı kalmamış Lütfi Fikri’nin zorunlu bir inzivaya girmesini sağlamıştır. Bu inziva döneminin ardından, 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, İsviçre’ye gitmiş, mütareke dönemi başlayana kadar orada kalmıştır(2-S.14-16).


Savaş bittikten sonra, 1919 seçimlerinde Milli Ahrar Partisi’nden bağımsız aday olarak seçimlere katılmış ve seçilmiştir. Fakat İttihad ve Terakki’nin ikinci seçmenlerince seçildiğini öğrenince, hemen istifa etmiştir. Bu dönemde Sabah Gazetesi başyazarı olarak yazdığı yazılarla Ankara ve İstanbul arasındaki anlaşmazlıklarda çözüm aramaya çalışmış, milli Mücadele’ye destek vermiştir. 1920 yılında Baro Başkanı seçilmiştir(1-S.77-79).


10 Kasım 1923’te yayınlanan ve Halife’ye hitap eden yazısı ve bu yazıya Necmettin Sadak’ın Akşam Gazetesi’nden verdiği cevaba binaen, Akşam Gazetesi’nde 15 Kasım 1923’te yayınlanan bir yazıdan dolayı İstiklal Mahkemesi tarafından tutuklandı ve Hıyanet-i Vataniye kanununa istinaden idam istemiyle yargılandı. Lütfi Fikri Bey bu yazılarda hakkında istifa dedikoduları çıkan Halife’nin istifa etmemesini istiyor ve meşrutiyeti savunuyordu. Suç isnadı olarak da bu ikisi kullanılıyordu. 5 yıl kürek cezası aldı. Cezasının bir kısmını tamamladıktan sonra, TBMM’nin özel kanunu ile affedildi. 1925’te ise gizli bir örgüt olan Tarikat-ı Salahiye’ye üye olmaktan tekrar İstiklal Mahkemesi’ne çıkarıldı, fakat Atatürk’ün araya girip yazdığı mektup ile affedildi (2-S.18-19, 3-S.283-288, 4-S.157-271).  


Bundan sonra siyaset ve gazetecilikten elini eteğini çeken Lütfi Fikri Bey, avukatlık mesleği ile iştigal etti. 1934’te tedavi için gittiği Fransa’da vefat etti. 1952’ye kadar Paris’te olan mezarı, bu tarihte İstanbul’a taşınmıştır (2-S.20-21).

Siyasi Hayatı


Lütfi Fikri Bey, mecliste çok iyi bir hatip olması ile sivrildi. Bekirağa Bölüğü’ndeki koğuşlarda muhaliflere yapılan işkenceleri anlatmak için çıktığı kürsüden mahkumların sökülmüş tırnaklarını gösterdiği ateşli konuşmalarla meclisin en dikkat çekici muhalif seslerinden oldu. Derin hukuk bilgisi ile, hukuk konusundaki birçok düzenlemede ya imzası bulundu, ya da bir hukukçu gözüyle şerhleri, itirazları bulundu. İnatçı muhalefeti “karakedi fırtınası” olarak adlandırılmasına sebep oldu. Gazetelerinde yazdığı yazılarla siyaset dünyasını şekillendirdi, yine gazetesinde yazması için yer verdiği birçok düşünceden muhalife bir mecra sundu. Bütün bunlar neticesinde, Lütfi Fikri Bey, 2. Meşrutiyet döneminin en önemli birkaç siyasi figürlerinden biri haline geldi(1-S.73-74).
           
          Lütfi Fikri Bey siyasi olarak, kuvvetler ayrılığı ve adem-i merkeziyetçiliğe dayanan, bireysel özgürlüklere önem veren, evrensel hukuku şiar edinen, azınlıklara saygılı olup ayrımcı manada milliyetçilik içermeyen, meclise ve demokrasiye büyük önem veren, büyük atılımlardan çok gelişmeci bir ilerlemeye inanan bir görüşün temsilcisi olmuştur. Bu manada Lütfi Fikri dönemi itibariyle fazlasıyla özgün ve döneminin çok ötesinde bir siyasetçidir(1-S.170-182).
           
           O yıllarda, derin bir Fransız etkisi olan siyaset camiasında, hem Fransa’daki siyasi ve diğer düşünceleri tedkik etmiş, hem de bir nevi İngiliz demokrasisine inanan Lütfi Fikri Bey, fikirlerinin özgünlüğünden ve derinliğinden dolayı, sığlığın ve kamplaşmanın had safhada olduğu o dönem siyasetinde her zaman muhalif kalmaya mahkum olmuştur.
           
          İttihad ve Terakki Cemiyeti üyeliğinden meclise girdikten kısa bir süre önce istifa etmiş, mecliste bağımsız milletvekili olarak kalmıştır. Akim kalan Fırka-i Müzahir denemesinden sonra Mutedil Hürriyetperveran Fırkası’na girmiş ve bu partide genel sekreter olmuştur. Daha sonra bu parti Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katılınca, Lütfi Fikri Bey de kuruluşuna ön ayak olduğu bu partiye katılmış ve Meclis İdare Azası olarak görev almıştır (2-S.12-13).
           
           Sopalı seçimler olarak anılan 1912 seçimlerinde yine Dersim’den aday olmuş, fakat çeşitli hileler ile daha seçim bölgesine varamadan yapılan ve seçilmemesi için birçok çabalar gösterilen oylama sonucunda milletvekili seçilememiştir (2-S.245-258). Bu yıllarda Müceddidin Fırkası ismiyle bir parti kurmaya çabalasa da başarılı olamamıştır (1.S-76, 2.S-492-496).
            
           Kamil Paşa hükümeti sırasında Kamil Paşa ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ters düşmüş, parti ile yolları ayrılmıştır (2-S.481-492)
            
          Amansızca muhalefet ettiği İttihad ve Terakki kanadından bile çeşitli hükümetlerde bakanlık teklifleri almış, fakat o ilkelerine ters olduğu gerekçesiyle bu teklifleri reddetmiştir. Bir gün sadrazam olacağına dair inancını her zaman korumuş ve fikri planlarını buna göre yapmıştır. Fakat o, hayatında ne kendisinin ne de düşüncelerinin iktidar olduğunu hiç görememiştir (2.S.15-16).       


 1919 seçimlerinde İttihad ve Terakki seçmenlerince seçildiğinden ve bunun ilkelerine aykırı olduğundan dolayı istifa etmiştir(1-S.77-78).  1923 seçimlerinde kendi isteğiyle bağımsız aday olup seçilemeyince Lütfi Fikri Bey’in siyasi hayatı da sona ermiştir(1-S-17).

Gazetecilik Hayatı


Lütfi Fikri Bey’in 2. Meşrutiyet öncesi dönemde kısa bir süre Maarif isimli mecmuada yazdığını söylemiştim. Fakat ona gazeteci kimliğini kazandıran, 29 Nisan 1911 ile 23 Ocak 1913 tarihleri arasında, muhtelif aralar bulunmakla beraber inatla çıkan Tanzimat serisindeki gazeteleri olmuştur. Bu gazeteler önce Mutedil Hürriyetperveran Fırkası’nı desteklemiş, bu fırka Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katılınca Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı desteklemiştir. Yayınlandığı süreçteki son döneminde ise tarafsız bir yayın politikası izlemiştir (2-S79-501).


Gazetenin en önemli rakibi, her zaman İttihatçı Hüseyin Cahit Yalçın’ın çıkardığı Tanin Gazetesi serisi olmuştur. Bu iki gazete arasında çok sıklıkla sert tartışmalar yaşanmıştır (2-S.79-338). Fakat Hüseyin Cahit ölümünün ardından onun hakkında centilmence ve sitayişkâr bir yazı yazmıştır (2-S.26-27).
           
       Gazetenin başyazarı Lütfi Fikri Bey olup, Rıza Tevfik ve Rıza Nur gibi dönemin ünlü muhalif kalemlerinin yazıları yer bulmuştur. Bunun yanı sıra soyalist kanada kadar uzanan geniş bir yelpazede, her düşünceden muhalife sütunlarında yer açmıştır. Gazete, Zeki Bey’in öldürülmesini protesto etmek için verdiği ara dışında, kendi iradesi ile ara vermemiş, defalarca kapatılmış ve toplatılmıştır. Bu kapatmalarda daha önceden imtiyazı muhtelif kişiler tarafından alınmış yeni isimlerle sayı olarak kaldığı yerden devam etmiştir. Bazı kapatmalardan sonra seri numarasında yanlışlıklar yapılmış olsa da gazete isimleri değişirken, seri numarası kaldığı yerden devam etmiştir. Genel olarak kapatılan gazetenin yerine ertesi gün, hatta aynı gün yenisi çıksa da bazen daha uzun aralar vermek zorunda da kalınmıştır (2-S.31-77).


Gazete’nin isimleri sırasıyla şöyledir: Tanzimat, Zühre, Tazminat, Matbuat, Merih, Tanzimat (ikinci kez), Islahat, Maşrık, Tanzimat (üçüncü kez), Merih (ikinci kez), Matbuat (ikinci kez), Zühre (ikinci kez), Tenbihat, Nevrah, Tesisat, Takdirat, Teşkilat, Teminat, İfham, Teminat (ikinci kez), Tanzimat (dördüncü kez), Tazminat (ikinci kez) (2-S.48).


Gazete toplam 415 nüsha yayınlanmıştır. Lütfi Fikri Bey’in yayınladığı başmakale sayısı ise 253’tür. Bekir Fahri’nin (İdiz) 24, Rıza Nur’un 13 ve Rıza Tevfik’in 12 başmakalesi yayınlanmıştır (2-S.53-61).


Bunların dışında gazetede yazısı yayınmış olan isimler şunlardır: Priştine Mebusu Hasan Bey, Şam Mebusu Şükrü el-Aselî, Tokat Mebusu Mustafa Sabri, Bolu Mebusu Abdülvahab, Antalya Mebusu (Elmalılı) Hamdi (Yazır), Sivas Mebusu Ahmet Şükrü, Erzurum Mebusu Pastırmacıyan, Debre Mebusu Basri (Gün Tekin), Mizancı Murat, Ahmet Cevdet Bey, Ebu’l Kemal, Faruk Nevzad, Refik Nevzad, Rıfat Süreyya, Ahmet Saib, Keçecizade İzzet Fuad, İbrahim Edhem, Necdet Sabit, Sabık İzmir Mutasarrıfı Cemal, İsmail Subhi, Ömer Faruki, İbnürreşad Mahmut, Vefik, Sebuh İstepanyan, Hüseyin Ragıp, Ebül-Hüdayı Mazlum, Ali Mümtaz (2-S.61-65).


Bunların yanında, gazetede N.Y., G.F., N.S, Ş., A…, R.T., M.D., S., gibi imzalarla yazılar da mevcuttur(2-S.64-66).

Hukukçu Kimliği


           Lütfi Fikri Bey önemli bir gazeteci ve siyaset adamı olarak bilinmesine rağmen, her şeyden önce bir hukukçudur. Hukukçu kimliği hem siyasi görüş ve faaliyetlerine, hem de gazetecilikteki usül ve kararlarına yansımıştır. Gazetecilik ve siyaset hayatı boyunca hukuk dışı hiçbir harekete girmemiştir (2-S.26).
           
           Paris’te tamamladığı hukuk eğitiminden sonra, Mısır’da yaşadığı yıllara kadar fiilen hukukçuluk yapmamıştır. Mısır’da yaşadığı dönemde avukatlıktan yüksek parasal getiri sağlamıştır(1-S.90).
           
           Meşrutiyet’ten sonra ise daha çok siyaset ve gazeteciliğe ağırlık verse de, bu alanlardaki faaliyetleri de hukukçu kişiliği bağlamında olmuştur. Mesela, Matbuat Kanunu’nun oluşturulmasında büyük bir payı olmuştur. Ayrıca Türk siyasi hayatında ilk defa gensoru önergesi veren yine Lütfi Fikri’dir(1-S.90-91).
            
        Lütfi Fikri Bey’in hukukçu kimliğinin bir diğer yansıması da bir süre sürdürdüğü üniversite hocalığıdır. Bu yıllarda Caza ve Mebadi-i İlm-i Hukuk (Hukuk Bilimine Giriş) dersleri vermiştir (2-S.12).
           
          Lütfi Fikri 1919 yılında Baro Başkanı seçilmiş ve bu görevinde meslektaşlarının takdir ve beğenilerini kazanmıştır. Baro’nun kapatılması üzerine de yine hukuki yollardan mücadele etmiştir. 1924 yılında cezasının affının ardından tekrar Baro Başkanlığı’na seçilmiştir (1.S-80).

Eserleri



1.      Hapishaneye Doğru: Lütfi Fikri Bey’in yeğeni milletvekili Feridun Fikri Düşünsel mecliste yaptığı bir konuşmada böyle bir kitaptan bahsetmiş, kitapta saltanat ile hilafetin ayrılması gerektiği fikrinin işlendiğini söylemiştir. Kitabın basılıp basılmadığıyla ilgili herhangi bir bilgi yoktur.
2.      İlm-i Hükümette Osmanlılara Bir Nazar: Avukat arkadaşlarından Mehmet Reşit Meşrutiyet’in ilanından evvel Lütfi Fikri Bey’in böyle bir kitap yazdığını söylemiştir, fakat kitap hakkında bir bilgi yoktur.
3.      Şimdiki İzdivaçlar (Piyes), Türk Matbaası, Kahire, 1905, 199 s.: Üç perdelik, İstanbul’un sosyal hayatını ve evlilik konularını işleyen bir piyestir.
4.      Tecrübe-i İntikad: Duhter-i Hindu, Türk Matbaası, Kahire, 1905, 35 s.: Erkekler Arasında (Piyes), Türk Matbaası, Kahire, 1907, 96 s.: Abdülha Hamit’in Duher- Hindu isimli piyesine eleştiridir.
5.      Erkekler Arasında (Piyes), Türk Matbaası, Kahire, 1907, 96 s.: Sosyal hayatta kadınların yeri ve tesettür üzerine bir piyestir.
6.      Essai de Cririquei Les Desenchantees de Mr. Pierre Loti, İmprimerie İnternationale İdjtihad, Caire, 1907, 31 s.: Pierre Loti’nin Les Desenchantes isimli romanına bir eleştiridir.
7.      Selanik’te Bir Konferans, Ahmet İhsan Matbaası, İstanbul, 1326 (1910), 49 s.: Selanik’te vermek isteyip, İttihadçı bir grup tarafından ıslıklanarak sabote edildiği için tamamlayamadığı bir konferansının yayınlanmış halidir.
8.      Yemen Vilayeti’nin Sûret-i İdaresi Hakkında Dersim Mebusu Lütfi Fikri Bey’in Teklif-i Kanun Layihası, Matbaa-i Amire, İstanbul, 1326 (1910): Yemen meselesinde meclise sunmak için hazırladığı, ama sunamadığı bir layihadır.
9.      Mebâdi-i İlm-i Hukuk, Ahmet İhsan Matbaası, İstanbul, 1327 (1911), 112 s.: verdiği Hukuk’a Giriş derslerindeki notlarının bir özetidir.
10.  Osmanlı Tarih-i Siyasisi, Kader Matbaası, İstanbul, 1329 (1913), 112 s.: 1913 başlayıp, her hafta bir forma yayınlayarak tamamlamayı düşünüp sadece 7 forma yazabildiği Osmanlı Siyasi Tarihi kitabıdır.
11.  Hükümdarlık Karşısında Milliyet Mesuliyet ve Tefrîk-i Kuvâ Mesâili, Akiam Teşebbüs Matbaası, İstanbul, 1338 (1922), 23 s.: Büyük Milllet Meclisi sistemi yerine meşrutiyeti ve kuvvetlerin ayrılığını savunduğu risalesidir.
12.  Meşrutiyet ve Cumhuriyet, Ahmet İhsan Matbaası, İstanbul, 1339 (1923), 41 s.: Cumhuriyet ve Meşrutiyet’i incelediği bir eseridir.
13.  Hakk-ı Müdafaa, Hamit Bey Matbaası, İstanbul, 1933, 24 s.: Bir davadaki savunmasından sonra kendisi hakkında başlatılan adli sürecin de kendisi lehine tamamlanması sonucunda yayınlamış olduğu savunmasıdır.
14.  Lütfi Fikri Bey’in Günlüğü: Daima Muhalefet, (Yayına Hazırlayan: Yücel Demirel), İstanbul, 1991, 208 s.: 1904 yılında kaleme aldığı, büyük çoğunluğu 1913’teki inziva dönemine ait olan günlüğüdür.


        Ayrıca, Erkekler Arasında isimli kitabın dış kapağında Salyaneciler, Şimdiki İzdivaçlar kitabında da çıkacağı söylenen Anadolu Ayanı isimli oyunlardan bahsedilse de bu kitaplar muhtemelen basılmamışlardır.
(1-S.82-88, 2-S.27-29)

Sonuç


        20. yüzyılın ilk çeyreği, Tanzimat’tan beri kaynayan Türk siyasetinde bir patlamalar ve kırılmalar dizisine şahit olduğumuz yıllar olmuştur. Bu 25 yıllık dönemde belki yüzlerce yıla sığabilecek değişim ve hareketler fırtınalı olarak yaşanmıştır. Bugünden geriye baktığımızda, bu yılları ve olaylarını hem kendi bağlamlarında, hem etkenleri hem de sonuçları bağlamında incelemek fazlasıyla mühim bir gerekliliktir.
            
         Bu yılları incelemek için başvurabilinecek yollardan biri de, bizzat aktörlerin ve figürlerin hayatlarını incelemektir. Lütfi Fikri Bey şüphesiz ki bahsedilen dönemin en önemli ve en özgün şahsiyetlerinden biridir. Bu yüzden onun ile ilgili her araştırma ve inceleme o dönem ve Türk siyaseti ile ilgili değerli bilgiler ve bakış açıları üretecektir.


Lütfi Fikri Bey’in siyasi yaşamı ve görüşleri, hukukçuluğu, gazeteciliği gibi bir çok açıdan çok kapsamlı ve derin çalışmalarla incelenmesi bir gerekliliktir. Şimdiye kadar yok denecek kadar az olan bu çalışmalar içerisinden mevcut olanları inceleyip özet bir şekilde sunmaya çalıştığım metin Lütfi Fikri Bey’i tanımak için atılmış kişisel bir adımın neticesidir.
            
        Her zaman muhalif kalmış, bütün kaynaklarda bu müzmin kimliğine atıf yapılan Lütfi Fikri Bey için benim kullandığım tabir “her devrin muhalifi”dir. O 2. Abdülhamit devri, 2. Meşrutiyet devrinde  hem İttihad Terakki hem Hürriyet ve İtilaf hükümetleri dönemleri, hem mütareke devri, hem 1. Meclis devri, hem de Cumhuriyet devrinde hep muhalifte kalmış, siyasi iradesi ile şartların ona hazırladığı bu muhalif kimliğini ömrü boyunca sırtında taşımıştır. Bu yüzden bu metinde, objektifliğimi kaybedip, her zaman yalnız kalmış Lütfi Fikri Bey’e taraf olmuş, onun savunucusu durumunda kalmış olabilirim. Bu durum Lütfi Fikri Bey’ meşruiyet devşirme gibi isteklerin değil, onu anlama çabalarının bir neticesidir.  

 

Kaynaklar

1. Murat Kurt. Lütfi Fikri Bey’in Siyasi Mücadelesi Yahut Tek Başına Muhalefet. Şehir Yayınları.İstanbul. 2008.
2. Ahmet Ali Gazel. İkinci Meşrutiyet Dönemi Siyasi Mücadelesinde Lütfi Fikri’nin Tanzimat’ı. Çizgi Kitabevi. Konya. 2007.
3. Murat Çulcu. Hilafetin Kaldırılması Sürecinde Cumhuriyetin İlanı ve Lütfi Fikri Davası. C.1. Kastaş Yayınları A.Ş. . İstanbul. 1992.
4. Murat Çulcu. Hilafetin Kaldırılması Sürecinde Cumhuriyetin İlanı ve Lütfi Fikri Davası. C.2. Kastaş Yayınları A.Ş. . İstanbul. 1992.