26 Nisan 2013 Cuma

Boynu Bükük Sarı Lale-II

I.

II.

Dağların, gölgeleri kadar gam yükü olsa kaldıramazlardı
diyen yaşlı adama ne demek istediğini sormadım
Nefesi rüzgarın yoldaşı olan kadının gözlerine bakmadım
Yağmura doğru büyüyen bir gök hayal eden o çocuğu
ben hiç görmedim rüyalarımda
Dağların gölgesini, rüzgarın nefesini, yağmurun kafesini bilen
boynu bükük sarı lalem gelmeden önce

Şiirli gelişlerle gelmedi
yemekten sonra lavobaya ellerini yıkamaya gitmeklerden geliyormuşlu gibi geldi
Susayınca gözüme çarpan içi dolu sürahi gibi bir güven
uykusuz gecelerde çatıdan selam veren yağmur tıpırtıları gibi bir ferahlık
işte öyle şeyler vermedi

geldi; orada gördüm, gel dedim
Geldi

Onu çok yarınlar arasından bugüne gelen bir hiçperi sanmadım
taşların öfkesini bir kere olsun duymamış olacağına
doğrusu ihtimal vermedim
vahşiydi, naifti, hassastı; nasırlı..
akıl sır erdirmeye çalışmadım; erdiremedim.

Bekçilerin gözünden, bal kavanozlarından, yün çoraplardan
hiç sakınmadım onu
Gölgelerden sakınmadım desem de itiraf ediyorum sakındım
Güneş ile ilişkisine biraz karıştım biraz karışmadım sonra hiç birazlı karıştım

Susadınsa çay koyayım demedim, su verdim
bazı oldu unuttum
itiraf ediyorum arada çay da verdim
Sevdi..
Şekersiz içerdi

Günlerden bir gün
mevsimlerden muhayyersünbüle
yağmurlardan hüzzam
güneşlerden yapış yapış irin-i zahm-ı gariban
damladığı o meşum ve birer örnek eşkiyalar çetesi günlerden
bir gün
boynu bükük sarı lale boynunu gösterdi
zarif, çekingen, mihnet içinde perişan
sanardınız görseydiniz ama göremezdiniz
hoş gelişler ola lale çelebi
demedim, diyemezdim, zaten o da beklemezdi

"kalbim katran kara ziftlerle mülevves
cüruf saydığımız küller yapışmış duvarına
hava çekmiyor bu baca
bahar gelince biz bacalarımızın içini yakardık
isler, dumanlar, ziftler, küller
uçardı, giderdi
bacaların içini tel ile sürterdik
o yuvarlaklı ve sopalı tel bizde zaten var olurdu, hiç yok olmazdı
sonra "dumanlar uçardı" dedimse gök gri olmazdı mavi olurdu!
gök biz küçükken mavi olurdu
gök sarı olmazdı sarı olmazdı sarı olmazdı hayır bazen olurdu
alnına çizik atardık kan akardı akardı akardı akmaz olurdu
annem böyle tedavi ederdi sarılık olanları
ninem gülünce bağ u bahçe pembe olurdu
pembe güzel bir renkti, biz onu çok severdik
karadutlar olurdu ama onlar kara olmazdı mor olurdu
ellerimiz rengarenk olurdu, gitmezdi ellerimizin rengi hep olurdu"
Gözlerimle bunları dedim mi ona demedim mi bilmiyorum
Yoldan gelmişti, uyuyakalmıştı zaten

Üzerini örttüm.









7 Mart 2013 Perşembe

İktibas- Bulutlara Benzer Duygular


"Bulutlara benzer duygular: turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgâr sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz. Çiçeklere benzer duygular: gönüllerde yıldız yıldız açılır, meyve olur, ağaç olur; nesiller dinlenir gölgesinde: muzaffer alınlarda taç olur. Çiçeklere benzer duygular, kuytu bir bahçede açan çiçeklere. Gözyaşlarında kanatlanır yaprakları, kalbinin kanıyla şafaklaşır. Ağlayınca açar o çiçekler, gülünce solar. Kuşlara benzer duygular. Nereden gelirler bilinmez. Kâh çığlık çığlıktırlar, kâh sesleri işitilmez. Bağrında güneşler tutuşmuyorsa selamlayıp geçerler seni. Kuşlar soğuk iklimi sevmez." - 12.2.1963, Jurnal, Cemil Meriç

17 Şubat 2013 Pazar

Seyr-i Suluk (evet evet beslenme tenefüsünde arkadaşlar özenmesin diye içinde su varmış gibi şeyedip vişne suyu içilen suluk)

Sararan bir şeyler var göremiyorum yüzünden
çek onu, götür bir yerlere, ormanlara mesela
bırak, kaç, gel
yani gel ama tam gelme az gel
sararan şeyleri görecek kadar mesafe bırak
mesafeleri anlayacak kadar izan al pazardan
izan ile hükmedecek kadar basiret (ya da doğrusu neyse artık)
sonra böyle gitsin müteselsil
tahkir edilmişler olsun müteselli
üç-beş tane harf kendi aralarında kelime kılıklarına girsinler boyuna
uysal koyuna, oyuna, bu böyle bitmez kafiye kelimeleri boyuna

hemen yoldan çıkarsın zaten şiir değil mi!
şiir dedik ya şımaracaksın ille.
edebinle otur şurada yoksa çakarım elimin tersiyle ağzına iki tane

kaybolan bir şeyler oluyor çünkü suretler devamlı değişmekte
kaybolmak demek fani olmak demek ölmek demektir
kaybolan varsa olan, fani varsa baki ve ölen varsa olan var demektir
evet kardeşim biz hep böyle didaktiğiz, hep şiirsizli şiir yazacağız var mı!

nerede kalmıştık, kalmış mıydık, kim?
soru işaretleri sorularla iyi geçinemezse ne olur?
iki soru alana üçüncü soru bedava olur
nerede saklanır susan zamanlar insanın içinde?
ipucu: cevap sorunun içinde değildir

bir hiç anlatalım hep bir şey anlatmayalım
geçen gün bir hiç geldi, hiç oldu dünyam, hiç
hiç insan susunca dibinde kalan zifte denir
bu üçüncü anlamıdır hiçin
konudan sapmayalım hiç anlatıyoruz
sonra.. sonra diye bir şey kalmadı
dile göre bu çok saçmaydı, oksimorondu
adam ol dedim dile, moron filan, n'oluyoruz!
sen dilsin, hiçi anlamazsın, otur yerinde
diye başlayan bir şiir yazarım diyerek tehdit ettim dili
tahdit ettim, tahkim ettim, tahnit ettim
Allah'ım ne zekice şeyler yazıyorum yarabbim!
bunu içimden dedim, aklıma geldi ama hiçimden demedim
onu başkla şiirimde derim, bu şiir yeteri kadar
artistik, fantastik ve postmodern -illa ki- oldu
kararında bırakalım ama söylemeden geçmeyelim
karar istikrar ile aynı köktendir
karar perdesinde nikriz çeşnileri nihavendde elzemdir

şimdi o zaman artık vaktidir kendi köşemizde biraz delirelimlibiliriz
tamam, kabul, biraz uzun bir mısradır delirmek
satırlar almaz, sütunlar roma döneminden kalmadır, beşyüz ton, mermer, gamsız, kunt
ne yapıyorum ben burada deyip, gitmeden gitmenin adıdır delirmek
çünkü gitmek uzaklardan sesleri gelen ama hiç bizim limanlardan geçmeyen bir gemidir
teşekkür ederim, benzetmelerimiz güzeldir evet
yok yok kendimiz yapmıyoruz, köşede bir pastane var oradan alıyoruz
şımartıyorsunuz beni sonra şiiri unutuyorum içerde, ocakta
yanıyor, dibi tutuyor, hiç komik olmuyor
kanserojen oluyor ama ben yine de yiyorum
kalanları getirip buraya koyuyorum, bozulmadan duruyor (daha ne kadar bozulacak!)

tamam tamam herkes sussun çekiyorum

fotoğraflarda güzel çıkmıyor dervişler


12 Ocak 2013 Cumartesi

İktibas-Sağanaklı Akşam

Saçlarıma diri hışırtısıyla yürürdü buğulu bir keder
öperdi içimde sürgün bakışlarla biriken ağrıyı
bozgun rengi saatler
soluyarak o kudurgan iniltiyi
sarnıçlarımda bir çocuk sesi ürperirdi yeniden
ömrüm sağanaklı bir akşam yürüyüşüydü hep biraz

gövdemin çapraz gelgitlerinde
çarmıha tırmanan bir günışığıydı belki
yangınlara vururken adımlarımın uğultusu
içime kanar gibi gidemem gibi rengimden ah
geceyi boğar gibi kırılan aynalar...

yüzünde bir bozkır sisi hep biraz
ağlamak gibi

sürgün mihrabından hayatın balkıyan hançer
gibi hem çılgın hem tedirgin
dolunay bir susuzluk gezinirdi içimde
üşürdü afrikam üşürdü gözlerimin bebeği
kolum kanadım külrengiçiçeğim benim
mahcup ve yoksul büyürdü acılar

kuş sesleriyle inleyen bir harabeydim ta ki...

ve zakkum dokunuşlarla sonra
KARANLIKTA DALBUDAK BÜYÜYE FIRTINA
aynalardan aynalardan aynalardan
güzbitiği bir çılgınlık halinde

sağarak ateşlerdi hem biraz
denize vurgun bir kuşluk için
sürü sürü yağmur kuşlarıydı kıyılardan
külüne batıp çıkan gemiler için

Ali K. Metin